30 Mayıs 2026 tarihinde ünlüler ve boykotlar hakkında gündeme düşen pek çok tartışma yaşandı. Kanye West konserinin duyurulmasından itibaren yapılan tartışmalar, konserle aynı gün akşam saatlerinde Ozan Güven’in mekandan dışarı çıkarılmasıyla başka tartışmalara yol açtı. Sanatçıların kişiliğinin sanatlarının değerini ne kadar etkilediği, ürettiklerini tüketen insanların ise bu sanatçılara yaklaşımı sosyal medyayı ikiye böldü.
Ozan Güven, 2020 yılında eski sevgilisine uyguladığı şiddetten sonra kamuoyunun gösterdiği haklı ve yoğun tepki sonucu olarak sektörden dışlandığı bir döneme girdi. Bu dönemde kendisiyle birlikte görüntülenen ünlüler tepkilerle karşılaştı; failin dahil olduğu duyurulan çalışmalara davet edenler kamuoyu baskısı sonucu geri adım atmak zorunda bırakıldı. Son olarak da 30 Mayıs’ta arkadaşıyla eğlenmek için gittiği mekandan kadınların protestoları sonucu çıkarıldı. Bütün bu tepkilere rağmen ünlüler faille birlikte vakit geçirmeye, fail ise sektörde iş davetleri almaya devam ediyor.
Ozan Güven’in mekandan çıkarılması olayı sosyal medyada büyük çoğunluğu erkekler tarafından yapılan; “Bu insan yaşamasın mı?”, “Bir mekanda oturamayacak mı?”, “Ortalığı karıştırmaya ne gerek var, hoş bir görüntü değil.” tarzında tepkilerle karşılaştı. Kadınların güvenli alan oluşturma çabasını küçümsemek ve özellikle faillerin hayatımıza hiçbir dönüşüm geçirmeden dahil edilmesini sağlamak rasyonel bir yaklaşım değildir. Bariz şekilde en ufak bir pişmanlığı olmayan, tek kaygısı kariyerine gelen zarar olan fail zihniyetli birinin kamusal alanda rahatça vakit geçirmesinden rahatsız olmak kadınların en doğal hakkıdır. Erkek egemen sistemin yarattığı koruma içgüdüleri; asıl mağduru suçlu, faili ise mağdur konumuna getiren bir düşünce sistemidir.
11 Haziran 2026’da başlayacak olan FIFA Dünya Kupası için açıklanan Türkiye kadrosunda da benzer bir tartışma mevcut. Cinsel saldırı faili Atakan Karazor, bütün tepkilere ve aslında oynatılmamasına rağmen geniş kadroya alınmaya devam etti. Ancak ABD’de olacak turnuvaya gidecekken son anda kadrodan çıkarıldı. Bu kadar tepkiye rağmen kadroya alınan birisinin son anda gelen bir bilinçli etik hamleyle değil, başka bir nedenle çıkarıldığı bariz bir gerçek. Çıkarılışının en muhtemel sebebi ise devam eden davası nedeniyle ABD’ye giriş engeline takılmasıdır. Bu durumun açıkça duyurulmaması ise erkek egemen sistemin aklama çabasını iyice gözler önüne sürüyor.
Bu iki olay da bize şunu açıkça gösteriyor: Erkek egemen sistem; erkek şiddetini aklama, çeşitli araçlarla sisteme entegre etme çabalarına devam ediyor. Bu durum yalnızca yerel tartışmalarda değil, küresel popüler kültürün “yetenek ve eğlence” adı altında suçları görünmez kılan evrensel refleksiyle de besleniyor. Aynı günlerde yaşanan Kanye West konseri tartışması, bu sistemsel aklama mekanizmasının küresel boyutunu gözler önüne serdi.
Kanye West’in geçmişine bakarsak pek çok skandalla karşılaşırız. Bunların sadece bir kısmına bakacak olursak; Kölelik hakkında 2018’de verdiği röportajda kurduğu “400 yıl boyunca köle kalmış olmak… Bu kulağa bir seçim gibi geliyor” ifadesi; Trump’ın başkanlığı döneminde “MAGA” (Make America Great Again) şapkasıyla Beyaz Saray’ı ziyaret ettiği, devamındaki süreçte seçimde aşırı sağ politikalarla sürdürdüğü adaylık sürecinde yaşananlar; Twitter(X) hesabında ve özellikle komplo teorisyeni Alex Jones’un programına yüzü maskeli şekilde katıldığındaki Yahudiler hakkındaki antisemitik söylemleri gibi pek çok skandalları bulunmakta.
Günümüzde ise sponsorluklarının feshedildiği, Batı dünyasında konser vermesi iyice zorlaşan bir duruma gelen birisi olarak Avrupa’da konser verip ses getirdiği yerin Türkiye olması tesadüf olmadı. Türkiye için çoğunluğu iktidar kaynaklı nedenlerle çok nadiren uğrayan dünyaca ünlü büyük sanatçıların uğramaktan imtina ettiği bir yer olması açısından kâğıt üstünde önemli bir değişim oldu. Kanye West de bu durumun faydasıyla, Batı dünyasındaki asıl istediği sahnelere çıkarmıyorken kişiliği ne olursa olsun yetenek anlamında önemli bir sanatçı olmasından ötürü bir açlığı giderdiği için otelinin önünde bekleyen kalabalıklarla karşılandı.
Gençlik açısından ise net bir ikiye bölünme hali yarattı. Kanye West’in kişiliği, geçmişi gibi nedenlerle konser vermesi, konserine gidilmesine özellikle sol, feminist çevrelerden büyük tepki geldi. Geneli apolitik ve tüketim kültürüne entegre gençler ise geleceksizlik ve ülkelerinin eğlencelerden mahrum kalmış olma durumundan ötürü kişiliğini beğenmese bile nadiren erişebildikleri bir deneyim olarak batıdaki yaşıtları gibi eğlenmenin hakları olduğunu, ülkesine gelen büyük bir sanatçının konserine gitmenin normal olduğunu düşünerek kendilerini eleştiren çevreleri hayatlarını kısıtlamakla suçladı.
Kanye West gibi bir insanı konsere çağıran organizasyon şirketi de konsere giden kişiler de tabii ki eleştirilecek bir konumda. Ancak bu eleştiri doğru kanallar kullanılarak, doğru üsluplarla yapılmaması söylediklerinin değil kısıtladıklarının konuşulmasına neden oluyor. Elbette kimsenin böyle bir insan ve bu insanı destekleyenler hakkında makul eleştiriler yapma gibi bir sorumluluğu yok. Ancak insanları dönüştürme iddiası taşıyan kişilerin sosyal medyada yaptığı yorumlar, gidenleri faşist ilan etme odaklı olunca ister istemez bir kutuplaşma ortamı oluşuyor.
Bu kutuplaşma ortamının oluşumuna engel olmak için sağduyulu yaklaşılmalı, giden kişilere bu skandallar anlatılmalı; tepkiler organizasyon şirketine ve dünyaca ünlü sanatçıların ülkeye gelmesini engelleyen iktidara yöneltilmeli. Bu sistemin yarattığı toksik ünlülük kültürünün etkileri unutulmamalı, bu tarz etkinliklerin gençlerin yaşıtlarından geri kalmamak, bu sistemde biraz olsun eğlenmek gibi kaygılarla dahil olduğu bir ortam olduğu -her ne kadar yanlış bir düşünce olsa bile- unutulmamalı.
Sonuç olarak; Ozan Güven’in mekandan çıkarılması, Atakan Karazor’un aklama amaçlı sürekli olarak kadroya alınması ve Kanye West’in coşkuyla karşılanması aynı madalyonun farklı yüzleridir. Karşımızdaki düşman; erkek şiddetini, ırkçılığı ve nefreti “ünlülük, sanat ve eğlence” zırhıyla görünmez kılan, suçluyu sisteme yeniden entegre eden kapitalist ve erkek egemen düzendir. Tepki, bu düzenin yarattığı vitrin figürlerine sıkışıp kalmamalı; bu figürleri üreten, koruyan ve meşrulaştıran sistemsel zeminle hesaplaşmalıdır.

